<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>UFKUN ÖTESİ</title>
	<atom:link href="http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ufkunotesi.com</link>
	<description>Ufkun Ötesi yeni ışıklar saçacak</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Jan 2010 20:58:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>GIYABET YAPANI SUSTURUN</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=109</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=109#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 20:58:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Din büyüklerinin buyurdukları]]></category>
		<category><![CDATA[Dini kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[Dini sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli dini sohbetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[GIYABET YAPANI SUSTURUN   Allah dostlarından Muhammed bin İsmâil rahmetullahi aleyh hazretlerine, bazı gençler; -Efendim, bize nasihat eder misiniz,dediler. Mübarek zat; -Gıybet yapanı dinlemeyin! Hattâ susturun! Çünkü (Gıybet günahı)(Zinâ günahından)daha büyüktür.buyurdu. Şaşırdılar: -Zina&#8217;dan mı büyük efendim? -Evet. -Peki, nasıl susturacağız &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=109">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GIYABET YAPANI SUSTURUN<br />
 </p>
<p>Allah dostlarından Muhammed bin İsmâil rahmetullahi aleyh hazretlerine, bazı gençler;<br />
-Efendim, bize nasihat eder misiniz,dediler.<br />
Mübarek zat;<br />
-Gıybet yapanı dinlemeyin! Hattâ susturun! Çünkü (Gıybet günahı)(Zinâ günahından)daha büyüktür.buyurdu.<br />
<span id="more-109"></span><br />
Şaşırdılar: -Zina&#8217;dan mı büyük efendim?<br />
-Evet.<br />
-Peki, nasıl susturacağız<br />
-Açıkça (Sus! Gıybet yapma!) diyeceksiniz.<br />
-Bu, çok zor efendim.<br />
-Evet zor.Ama mükâfatı çok büyük.Zira böyle yapan müslümana (Yüz şehid sevabı) verilecek.<br />
-Öyle mi hocam?<br />
-Evet. Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem öyle buyuruyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=109</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgili Dostlar,</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=106</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=106#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 22:08:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Dostlar, Cenâb-ı Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, Muhterem Hocamız onca rahatsızlıklarına rağmen oruç vazifesini bihakkın eda ettikleri gibi, bu sene Ramazan mukabelesini geniş bir meal hatta bazen tefsir çerçevesinde yapmamıza da vesile ve rehber oldular. Önceki yıllarda özellikle şeker &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=106">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Dostlar,<br />
Cenâb-ı Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, Muhterem Hocamız onca rahatsızlıklarına rağmen oruç vazifesini bihakkın eda ettikleri gibi, bu sene Ramazan mukabelesini geniş bir meal hatta bazen tefsir çerçevesinde yapmamıza da vesile ve rehber oldular.<br />
Önceki yıllarda özellikle şeker hastalığından dolayı iftar vaktine yaklaştıkça daha da halsiz düşen ve konuşmaktan bile imtina eden muhterem Hocaefendi’nin bu sene iftardan on-onbeş dakika evveline kadar İlahî Kelam’ın müzakeresiyle meşgul olabilmesinin sevincini yaşıyoruz. Hocamızın dilinde “Kur’an’ın kerameti” olarak ifadesini bulan bu ilahî ihsanın gönüllerimizde hasıl ettiği inşirahı tahdis-i nimet kabilinden siz kıymetli dostlarımızla da paylaşmak istiyoruz.<br />
Her gün, sabah ve ikindi namazlarını müteakiben iki-üç saatlik iki ayrı ders şeklinde devam eden mukabelemizin bir faslının sadece bazı bölümlerini (Tâhâ Sûresi’nin bazı ayetlerinin müzakeresini) bir fikir vermesi açısından “Ramazan hediyesi” olarak sunuyoruz.<br />
Bu vesileyle, başta Aziz Hocamızın sağlık, afiyet ve inşirahı için olmak üzere müstecap dualarınızı istirham ediyoruz.<br />
Gufran ayında mağfirete erişmiş salih kullardan olabilmemiz niyazıyla&#8230; Editör B. Berk</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=106</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmur Duası ve Mi’rac Kandili</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=102</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=102#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 22:01:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Yağmur Duası ve Mi’rac Kandili   Soru: Ülkemizde, özellikle de İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerimizde kuraklık yaşanıyor ve ciddi su kıtlığı çekiliyor. Hatta, başkentte günaşırı su verilmeye başlandı. Bunun yanı sıra, insanların genelinde, meseleyi küresel ısınmaya ve iklim şartlarına &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=102">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin: 0cm 0cm 0pt;" align="center"><strong><span style="color: #993300; font-size: 16pt; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman;">Yağmur Duası ve Mi’rac Kandili</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; text-indent: 36pt; margin: 0cm 0cm 0pt;" align="center"><strong><span style="color: #993300; font-size: 16pt; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 36pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">Soru: Ülkemizde, özellikle de İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerimizde kuraklık yaşanıyor ve ciddi su kıtlığı çekiliyor. Hatta, başkentte günaşırı su verilmeye başlandı. Bunun yanı sıra, insanların genelinde, meseleyi küresel ısınmaya ve iklim şartlarına irca etmek gibi bir esbabperestlik görülüyor. Mü’minlerin bu türlü hadiselere bakışı ve bu şartlarda almaları gereken tavır nasıl olmalıdır?</span></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 36pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">-Maalesef, bugün insanların pek çoğunda ciddi bir itikad problemi var; her meseleyi naturalizme bağlama ve esbab-ı tabiiyye ile izah etmeye çalışma hastalığına mübtela kimseler hadiselerin perde arkasını göremiyorlar. Dolayısıyla, tabiî afetler hususunda da isabetli bir değerlendirmede bulunamıyor ve asıl çalmaları gerekli olan kapıyı bilemiyorlar. (01.19)</span></span></span></p>
<p> <span id="more-102"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">-Günümüzde geçmiş kavimlerin helakine sebebiyet veren günahların bütünü hem de kanun ve kuralların koruması altında açıkça işleniyor. Oysa, Hazreti Musa, günlerce devam ettiği yağmur duasına icabet edilmeyişinin sebebini sorunca, Cenâb-ı Hak, “İçinizde günahkârlar var; önce onlar tevbe etmeliler!” buyuruyor. Herkes bu meseleye aynı ölçüde inanmayabilir; fakat, acaba müminlerden kaç tanesi birkaç gece günahına tevbe etmiş ve yana yakıla yağmur istemiştir de Rahmeti Sonsuz rahmet deryasını galeyana getirmemiştir?!. (03.43)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">-Yağmur duası bir şov değildir; Allah Rasûlü onun usûl ve âdabını ortaya koymuştur. Mü’minler o âdaba uygun olarak el açıp dua etmelidirler; dua ederken de, “ister yağdırır isterse de yağdırmaz” gibi yanlış bir kanaatle değil, “Rabbimiz rahmet musluklarını mutlaka açacak” itikadıyla, tam bir inanmışlık içinde Allah’a yalvarmalıdırlar. (08.02)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">-Mi’rac Gecesi’nde Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e çok büyük lütufların ihsan edilmesi bütün mü’minler için bir referanstır; mü’minler bu geceyi çok iyi değerlendirmeli ve özellikle de ümmet-i Muhammed (aleyhisselam) için dua etmelidirler.(14.46)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">-Bazı mekanlarda ve zaman dilimlerinde dualar makbuldür, sevaplar katlanarak yazılır; çünkü, o yer ve zamanlardaki ameller, zarfın kıymetinden kabul referansı alırlar. (19.41)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 36pt 0pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">-Herkesin duası kendi himmet ufkuna göre olur; kimileri sadece dünyevî dileklerle duaya dururlarken, adanmış ruhlar hep Din-i Mübin-i İslam’a dair taleplerle ellerini açarlar. (23.37)</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=102</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RAMAZAN SEFERBERLİĞİ</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=97</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=97#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 21:23:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Bayramlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Gönüllerin sultanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban derisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan ayı]]></category>
		<category><![CDATA[yardımlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=97</guid>
		<description><![CDATA[  Ramazan Seferberliği   Soru: Ülkemizin atlattığı büyük badirelerin ve huzursuzlukların ardından gelmekte olan, her seneki gelişiyle de gönülleri yumuşatan, eriten ve belli bir kıvama ulaştıran Ramazan ayını toplumun farklı kesimleri arasında kaynaşmaya vesile kılmak için neler yapılmalıdır? Kurban seferberliğine &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=97">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;">Ramazan Seferberliği</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;">Soru: Ülkemizin atlattığı büyük badirelerin ve huzursuzlukların ardından gelmekte olan, her seneki gelişiyle de gönülleri yumuşatan, eriten ve belli bir kıvama ulaştıran Ramazan ayını toplumun farklı kesimleri arasında kaynaşmaya vesile kılmak için neler yapılmalıdır? Kurban seferberliğine benzer bir hedef belirlenecek olursa, özellikle hangi hususlara öncelik verilmelidir?</span></span></p>
<p> <span id="more-97"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-İnsanlar duygularıyla, düşünceleriyle ne kadar kirlenirlerse kirlensinler, hemen her Ramazan o büyülü ziyasıyla ne yapar yapar mutlaka onlara bir yudum ışık sunar; arındırır sinelerini isten-pastan.. istidatları ölçüsünde nurlandırır çok kimseyi ve kendine benzetir. Siler ufuklarımızdan sisi-dumanı. Akar gönüllerimize o uhrevî tat ve neşvesiyle. Maytaplar gibi ışık olur dökülür başımızdan aşağı; dindirir hafakanlarımızı, yumuşatır o haşin ve hırçın düşüncelerimizi. (02.00)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-Hizmet erleri, önceki senelerde Kurban Bayramı’nı daha çok deri toplama ve muhtaç talebelerin et ihtiyacını karşılama fırsatı olarak görüyorlardı. Son dönemde ise, onu, kalblerin kaynaşması adına çok önemli bir vesile kabul ederek, bayramlaşmak ve yardımlaşmak için ülkenin bir ucundan diğerine koştular; hatta ülke sınırlarını da aşıp muhtaç ve fakir toplumlara yardım eli uzattılar. Aslında birkaç kilo et değil, gönül verdiler gönül aldılar. İnşaallah, bundan sonra, zamanın yorumunu da işin içine katıp belki zarurete binaen formatla biraz oynayacaklar ama o mevsimi mefkureleri adına değerlendirmeye yine devam edecekler. (04.49)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-Aynı kurban mevsiminde olduğu gibi, Ramazan boyunca da bir seferberlik ilan edilmişçesine hizmet yarışı yapılmalı.. iftarlar ve sahurlar mutlaka değerlendirilmeli.. evlerin kapıları herkese açılmalı ve bütün tanıdıklara/tanışılacaklara yemek yedirilmeli; böylece bu kutlu zaman dilimi gönüllerin fethine vesile kılınmalı&#8230; (07.50)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-Mümkünse bütün bir ay, iftar ve hatta sahur sofralarında yalnız başınıza kalmayın.. ya misafir gidin veya dostlarınızı sofranıza misafir edin. Yiyecek bir şey bulunca onu mutlaka paylaşan Allah Rasûlü ve Ashab-ı Kiram efendilerimiz gibi davranın!.. (10.45)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-Sofralarınızı yemek çeşitleriyle değil misafir zenginliğiyle donatın. (11.30)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-Güç ve kuvvetle başa çıkamadığımız problemleri bir de diplomasiyle ve insanlıkla halletmeyi denemeliyiz ki, bunu yapmanın en münasip mevsimi Ramazan ayıdır. (12.25)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-Ramazan’ın anlatıldığı makalelerin hemen hepsinde onun nazlı bir misafir gibi olduğuna vurguda bulunuluyor. Ramazan’ın nazlı bir misafir olması ne demektir? (20.06)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-family: Cambria; font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Cambria;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>-Ramazan daha biter bitmez, ona karşı hasreti dile getirmek için “Ramazan’a on bir ay kaldı!” denilmesi kültürümüzde yaygındır. Çünkü, mü’minlerin kalbleri -her zaman- mescide, namaza, Ramazan’a ve hacca bağlıdır. (27.20)</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=97</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mü’min Ufkunda “Çevre”</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=95</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=95#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 18:26:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seçme Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet tasvirleri ve Rasûl-ü Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanların fâsıkları]]></category>
		<category><![CDATA[İdeal bir dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslamın çevreyle alakalı ilkeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mü’min Ufkunda “Çevre”]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiatı bir kitap olarak görmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Mü’min Ufkunda “Çevre” Soru: İslam’ın “çevre”ye bakışı nasıldır; “çevrecilik” meselesine temel teşkil edebilecek dinî esaslar var mıdır? Kur’an-ı Kerim’deki Cennet tasvirleri ve Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in hayvanlar, ağaçlar ve yeşil alanlarla alâkalı beyanları çevrecilik açısından da değerlendirilebilir &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=95">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mü’min Ufkunda “Çevre”</p>
<p>Soru: İslam’ın “çevre”ye bakışı nasıldır; “çevrecilik” meselesine temel teşkil edebilecek dinî esaslar var mıdır? Kur’an-ı Kerim’deki Cennet tasvirleri ve Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in hayvanlar, ağaçlar ve yeşil alanlarla alâkalı beyanları çevrecilik açısından da değerlendirilebilir mi?<span id="more-95"></span> </p>
<p>-Bazı kesimlerce bir tepki hareketi olarak geliştirilmiş ve ideolojik bir hüviyete büründürülmüş olan çevrecilik, aslında tabiata bakışta ve kainat kitabını doğru okumada dengenin tesis edilmesi açısından çok önemlidir; ne var ki, önce onun ifrat ve tefritler ağından kurtarılması gerekmektedir. (00.57)</p>
<p>-Müslüman âlimler tabiatı bir kitap olarak görmüşler ve hatta ona “kainat kitabı” demişlerdir. Böylece, kainatın da tıpkı Kur’an gibi Yüce Yaratıcı’yı tanıttığını vurgulamışlardır. Ayrıca, bu kitabın insanlara, hususiyle de inananlara emanet edildiğini belirtmişlerdir. Binaenaleh, yeryüzünde Allah’ın halifesi olan mü’minlerin vazifesi bu emanete hürmet etmek ve onu titiz bir şekilde korumaktır. (04.45)</p>
<p>-Gönüllere inşirâh salan manzaraları, rengârenk tepeleri, hülyâlı dağları, bayıltan bahçeleri, ürperten koruları, çağıltılarla akıp giden çayları, “vahdet, vahdet!” diye denizlerle bütünleşen ırmaklarıyla tabiat, bütüncül bir nazarla kendisine bakanlar için bir keyif, bir neşe, bir huzur ve bir hayâl diyârıdır âdeta. (06.40)</p>
<p>-Üstad Hazretleri’nin “Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şirinine / Nâme-i nurunu hikmet bak ne takrir eylemiş” sözleriyle dile gelen tefekkürü.. ve M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye Halep’ten Türkiye’ye geçerken çektiği çileyi unutturan yıldızları temaşa lezzeti&#8230; (07.50)</p>
<p>-Kur’an-ı Kerim’de çevrecilikten ve eko-sistemden bir ilim dalı olarak bahsedilmemiştir; fakat, kainat bütün güzellikleriyle nazara verilmiş, Allah’ın yeryüzünü imar görevini insana yüklediği belirtilmiş ve bu imarın sağlam yapılabilmesi için pek çok ip ucu içeren misaller serdedilmiştir. (10.39)</p>
<p>-Dünya, Esmâ-yı İlahiye’ye bakan yanıyla takdir edilecek muhteşem bir sergidir. (15.10)</p>
<p>-Kur’an-ı Kerim’deki Cennet tasvirleri ideal bir dünyanın esaslarını ortaya koymaktadır; bu itibarla, mü’minler, özellikle de çevreciler İlahi Kelam’ı bu açıdan da iyi okuyup değerlendirmelidirler. (16.39)</p>
<p>-Çevre mülahazasıyla hadis-i şeriflere bakılırsa, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in bütün canlılara karşı şefkat ve merhametinin yanında bu meseleye dair de pek çok esas ortaya koyduğu müşahede edilecektir. (19.20)</p>
<p>-Allah Rasûlü’nün Medine’yi ağaçlandırması, yeşil alanları, ormanları ve hayvanları koruma altına alması, böylece örnek bir site oluşturması çevreciler tarafından çok iyi okunmalıdır. (19.57)</p>
<p>-Hayvanların fâsıkları hangileridir; bunların öldürülmeleri mi, yoksa bir şekilde savılmaları mı efdaldir? (21.54)</p>
<p>-Şefkat Peygamberi’nin kuşların yuvalarını bozmamak için ordunun güzergahını değiştirecek kadar engin merhameti… (24.20)</p>
<p>-Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in tıp ile alâkalı beyanlarını inceleyen bir doktor “Tıp, İmanın Mihrabıdır” unvanlı bir kitap yazmıştır. Hadis-i şerifler, çevrecilik açısından da müstakil olarak ele alınırsa çok önemli esaslara ulaşılacaktır. (27.20)</p>
<p>-Üstad hazretleri, Kuddûs ismini mütalaa ederken kainattaki dengeye ve temizliğe de dikkat çekmektedir; yeryüzünün, bulutların, yağmurun, sineklerin, kargaların, kurtların, solucanların, karıncaların, böceklerin, insan vücudundaki al ve akyuvarların hepsinin Kuddûs isminin cilvesine mazhar olarak hareket ettiklerini ve temizlik görevlerini yerine getirdiklerini anlatmaktadır. (28.36)</p>
<p>-Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şehrin temiz tutulması yönündeki emir ve tavsiyelerinden bitki ve hayvanların korunmasına, Mescid’in temizlenip güzel koku ile kokulanmasına, durgun sulara idrar yapılmamasına, içme sularının yakın çevresine çöp dökülmemesine dair emirleri ile kuyudan ayakkabısıyla su çıkarıp susuzluktan dili sarkmış bir köpeği sulayan birinin cennetlik, kedisini eve hapsedip açlıktan öldüren yaşlı kadının da cehennemlik olduğuna dair haberlerine kadar pek çok ifadesi çevre mülahazasıyla da değerlendirilebilir. (35.57)</p>
<p>-İslam’ın çevreyle alâkalı diğer önemli bir ilkesi de, israf ve savurganlığı yasaklamasıdır. İsraf, sadece tabii kaynakların bilinçsizce tüketilmesi ve boşa harcanması değildir; aynı zamanda bütün nimetlerin yaratıcısı ve sahibi olan Allah’a karşı da bir saygısızlıktır. Bu itibarla da, bir mü’min israfın her türlüsünden kaçınmalıdır. (37.00)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=95</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cafer-i Tayyâr ve Efendimiz Nezdinde Dostlarının Kıymeti</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=93</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=93#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 18:15:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer-i Tayyâr]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz Nezdinde Dostlarının Kıymeti]]></category>
		<category><![CDATA[İlk müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın İftihar Tablosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu sahabiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan hasreti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=93</guid>
		<description><![CDATA[Cafer-i Tayyâr ve Efendimiz Nezdinde Dostlarının Kıymeti Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, Habeşistan’dan dönüşü Hayber’in fethine tevafuk eden Hazreti Cafer’i karşısında görünce, “Hayber’in fethine mi sevineyim, Cafer’in gelişine mi?” deyişini nasıl anlamalıyız? Bu nebevî sevinç, Hazreti Cafer’in &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=93">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cafer-i Tayyâr ve Efendimiz Nezdinde Dostlarının Kıymeti<br />
Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, Habeşistan’dan dönüşü Hayber’in fethine tevafuk eden Hazreti Cafer’i karşısında görünce, “Hayber’in fethine mi sevineyim, Cafer’in gelişine mi?” deyişini nasıl anlamalıyız? Bu nebevî sevinç, Hazreti Cafer’in şahsıyla mı, yoksa Peygamber Efendimiz’in bütün ashâbına karşı sevgi ve iştiyakıyla mı alâkalıydı? Kubâ mescidi ve Uhud gibi mübarek mekanları sık sık ziyaret etmesi de Allah Rasûlü’nün Ashâb-ı Kirâm’a karşı vefasının bir tezahürü olarak değerlendirilebilir mi?<span id="more-93"></span></p>
<p>-Cafer b. Ebi Tâlib, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in amcasının oğludur. Yaş itibarıyla kardeşi Hazreti Ali’den daha büyüktür. İlkler arasında müslüman olmuş ve hanımı Esma binti Üveys ile birlikte Habeşistan’a hicret etmiştir. (01.14)<br />
-Mute gazvesinde şehit olan Hazreti Cafer’in iki kolunun da kesilmesi üzerine, Allah Rasûlü Cennet’te ona iki kanat takıldığını haber vererek şöyle buyurmuştur: “Cafer’i, Cennet’te meleklerle birlikte uçarken gördüm.” İnsanlığın İftihar Tablosu’nun bu beyanından sonra bu kutlu sahabiye “Cennet’te uçup duran Cafer” anlamında “Cafer-i Tayyâr” lakabı verilmiştir. (01.25)<br />
-Hazreti Cafer dünyada hiç gülmeyen adanmış ruhlardan biridir. İslam’ın ilk senelerindeki çilelerden nasibini almış, senelerce Habeşistan’da gurbete katlanmış; Medine’ye Allah Rasûlü’nün yanına döndükten bir sene sonra da Mute’de şehadet şerbeti içmiştir. (03.35)<br />
-Hayber’in fethi esnasında Cafer b. Ebî Tâlib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp gelmişlerdi. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, bundan o derece memnun olmuştu ki, “Bilmem ki, bu iki şeyden hangisiyle sevineyim; Hayber’in fethiyle mi, yoksa Cafer’in gelişiyle mi?..” buyurmuştu. (04.30)<br />
-Şam-Medine yolu üzerinde Medine’nin 150 kilometre kuzeyinde bulunan Hayber, Yahûdilerden mütemerrid bir güruhun müşriklerle ittifak etmeleri ve müslümanlar aleyhine sürekli komplolar kurmaları neticesinde bir çıyan yuvası haline gelince, Hicret’in 7. senesinde fethedilmiştir. (05.00)<br />
-Allah Rasûlü bütün ashâbına sahip çıkar ve hepsini görüp gözetirdi. Onun bu güzel hasleti Ehlullah’a da sirayet etmiş ve zamanla bütün Hak dostlarının şiarı haline gelmişti. Şu kadar var ki, Şefkat Peygamberi’nin sevgi ve merhametinin herkesi kuşattığı kabul edilmelidir, ama Hazreti Cafer ve Hazreti Fatıma gibi özel teveccühe mazhar kimselerin hususiyetleri de görmezlikten gelinmemelidir. (08.00)<br />
-Kubâ Mescidi, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in Hicret esnâsında binâ ettiği ve içinde ashabıyla birlikte namaz kıldığı, İslâm’ın ilk mescididir. Allah Rasûlü’nün, hemen her cumartesi Kubâ’yı ziyaret edişi, O’nun ashâbına ve hatıralarına karşı vefasının tezahürleri arasında sayılabilir. (14.06)<br />
-Müşfik Nebî, kadim bir dostunu ziyaret eder gibi zaman zaman Uhud’a da giderdi. Aslında, bu ziyaretleri oradaki vefa kahramanlarına karşı vefa ve sadâkatinin de ifadesiydi. (16.47)<br />
-İnsanlığın İftihar Tablosu, bu davranışlarıyla bize dostlarımızın elemlerini ve sevinçlerini paylaşmamızı talim buyuruyor; yaşatmak için yaşama ufkunu gösteriyor. (20.05)<br />
-Vatan hasretini bana sorun!.. Sorun ki, size günümüzün fedakâr ruhlarındaki beklentisizliği ve adanmışlığı anlatayım!.. (23.20)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=93</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmiş Kavimler ve Ümit Atlasımız</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=91</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=91#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 18:01:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’a iman]]></category>
		<category><![CDATA[Geçmiş Kavimler ve Ümit Atlasımız]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhî çözülüş]]></category>
		<category><![CDATA[Temerrüd ve hayâsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ümitli yaşamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Geçmiş Kavimler ve Ümit Atlasımız Soru: Geçmiş kavimlerin, şimdiki ruhî çözülüşün öşrüyle yerin dibine geçirildiği ve bugünkü hayâsızlığın çeyreğiyle sulara gark edildiği düşünülürse, insanlığın böylesine sukût ettiği bir dönemde beşeriyet adına gelecekten ümitvâr olmak mümkün müdür? Ümit atlasımızın –bu konuyla &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=91">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmiş Kavimler ve Ümit Atlasımız</p>
<p>Soru: Geçmiş kavimlerin, şimdiki ruhî çözülüşün öşrüyle yerin dibine geçirildiği ve bugünkü hayâsızlığın çeyreğiyle sulara gark edildiği düşünülürse, insanlığın böylesine sukût ettiği bir dönemde beşeriyet adına gelecekten ümitvâr olmak mümkün müdür? Ümit atlasımızın –bu konuyla alâkalı– esasları ve ana çizgileri neler olmalıdır?<span id="more-91"></span> </p>
<p>-Ümitli yaşamak, Allah’a imanın çok önemli bir emaresidir. Ümitsiz bir insan ya Allah’a inanmıyordur ya da onun akîdesi sağlam temellere dayanmıyordur. (01.10)<br />
-İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana, gündüzlerin yanında geceler, ışığın yanında da karanlıklar hiç eksik olmadı. Yerküre üzerinde nur ve zulmetin münavebesi gibi her zaman aydınlıkları kapkara günler takip etti ve ferahfeza devirler gidip buhranlı yıllarla noktalandı. Zaman zaman hemen her bucak ilhad ve nifak zulmetleriyle sarıldı. (03.42)<br />
-Şimdiye kadar çok defa tam “Her şey bitti!..” denileceği zamanlarda bir kere daha geceleri gündüzler takip etmiş ve karın-kışın bağrında baharlar gelişmiştir. Ezcümle; Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in dünyaya teşrif buyurdukları dönemde ümidin de imanın da zerresi yoktu ortada&#8230; (07.15)<br />
-Gerçekten de bir dönemde Sodom ve Gomore günümüzdeki ruhî çözülüş ve dibe vurmanın öşrüyle yerin dibine geçirilmişti.. Nuh Nebi’nin kavmi bugün yaşanan temerrüd ve hayâsızlığın çeyreğiyle sulara gark edilmişti.. Âd, Semûd ve Eyke halkı bugün yaşananlara şahit olsalardı ihtimal hicaplarından yerin dibine girerlerdi. (08.35)<br />
-Cenâb-ı Hak, -meâlen- “Halbuki sen onların aralarında bulunduğun müddetçe Allah onları azaba (toplu helâke) uğratmaz; eğer onlar istiğfar ederlerse Allah bu takdirde de onlara azab etmez.” (Enfâl, 8/33) buyurarak ümmet-i Muhammed’i (aleyhissalatü vesselam) kökten imha edecek bir azaba uğratmayacağını vâdetmiştir. (11.15)<br />
-Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehaya vetteslimat) Efendimiz buyuruyor ki: “Rabbimden, benim ümmetimi helâk etmemesini istedim. Rabbim benim bu duamı kabul buyurdu ve dedi ki, ‘Onların helâki kendi aralarında olacaktır. Günah işledikleri zaman Ben onları birbirine düşürecek ve vurduracağım.’ Ben bunun da kalkmasını diledim; ama Rabbim, bunu kaldırmadı.” Evet, başka kavimler günah işledikçe semavî ve arzı âfetler onları kırıp geçirecek; ama, ümmet-i Muhammed cürüm işledikçe birbirine düşecek ve ihtilâflarla hırpalanacaklar. (11.45)<br />
-Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Rabbin, halkı dürüst hareket eden hem kendi nefislerini, hem de birbirlerini düzeltmeye çalışan diyarları, haksız yere asla helâk etmez.” (Hûd, 11/117) O halde bu âyetten aldığımız güçle, çok rahatlıkla şöyle diyebiliriz: Kur’ân’ı dert edinmiş, insanlığın salâhını düşünen, bunu hayatının gayesi bilip, kadın-erkek bu uğurda mücadele eden bir zümre varsa, Allah o ülkeye semavî ve arzî belalar vermeyecektir. (14.23)<br />
-“Muslihûn” kelimesinde devam ve sebat manası vardır. Bu açıdan, “muslihûn” aralıksız, yani yatarken-kalkarken, yerken-içerken, “İfsad içinde boğulan şu insanlığın hali ne olacak?” diye düşünen, beşerin fazilet zirvelerine çıkmasını planlayan, bu hususta projeler üreten, onları tatbikata koyan ve âdeta bunun haricinde hiçbir derdi, dâvâsı olmayan insanlar demektir. İşte böylesi insanlar olduğu ve istikbal vâdettiği müddetçe, Allah o ülkeyi helâk etmeyecektir. (16.40)<br />
-Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Gariplere müjdeler olsun! Onlar halkın kendisini fesada saldığı ve bozgunculuk yaptığı; dolayısıyla, kargaşa ve fitnenin dört bir yanda kol gezdiği bir dönemde hep ıslah için koşturur dururlar.” buyurmuştur. (18.45)<br />
-Ümmet-i Muhammed’in iki mühim paratoner ve iki mühim seddi vardır ki, belâlar, bu paratonerlerle tesirsiz hale gelecek ve azaplar bu setleri aşamayacaktır. Birincisi: Maddî ve manevî şahsiyet-i maneviye-i Ahmediye’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) içimizde bulunması&#8230; İkincisi: Ümmet-i Muhammed içinde hakka, hâkikata sahip çıkan ve dâima Allah’a yönelen ehl-i hizmet ve ehl-i istiğfar bir zümrenin var olması&#8230; (20.00)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=91</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hac, Kurban ve Kurbet Kervanları</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=89</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=89#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 17:52:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlık için gözyaşı dökmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban ve Kurbet Kervanları]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Teslimiyet ruhu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[Hac, Kurban ve Kurbet Kervanları Soru: 1) Kur’an-ı Kerim’de Zât-ı Ulûhiyet, Rasûl-ü Ekrem, zaman, mekan ve eşyaya yapılan yeminler arasında “on gece” üzerine de kasem edildiğini görüyoruz. Bu yemini nasıl anlamalıyız? İmkanı olanların Hacca gitmek suretiyle mukaddes beldelerde değerlendirdikleri Zilhicce’nin &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=89">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hac, Kurban ve Kurbet Kervanları</p>
<p>Soru: 1) Kur’an-ı Kerim’de Zât-ı Ulûhiyet, Rasûl-ü Ekrem, zaman, mekan ve eşyaya yapılan yeminler arasında “on gece” üzerine de kasem edildiğini görüyoruz. Bu yemini nasıl anlamalıyız? İmkanı olanların Hacca gitmek suretiyle mukaddes beldelerde değerlendirdikleri Zilhicce’nin ilk on gününü o mübarek sefere yol bulamayanlar nasıl değerlendirmelidir?<span id="more-89"></span>  (00.31)</p>
<p>-Kur’an-ı Kerim’de Zât-ı Ulûhiyet, Rasûl-ü Ekrem, zaman, mekan ve eşyaya yapılan yeminlerle beraber “on gece” üzerine de kasem edildiğini görüyoruz. (01.43)<br />
-Fecr Suresi’nin ikinci ayetinde üzerine yemin edilen “on gece” umumiyetle Zilhicce ayının ilk on günü olarak te’vil edilmiştir. Cenâb-ı Hakk’ın bu gecelere ayrı bir teveccühü vardır. (08.45)<br />
-Hacca gitme imkanı bulamadığından dolayı gönlü hicranla dolu olan ve her sene Ka’be yollarına düşenleri gözyaşlarıyla uğurlayan insanlar da niyetlerindeki samimiyet ve mülahazalarındaki saffet sayesinde çok büyük lütuflara mazhar olabilirler. (14.20)<br />
-Bugün, sadece kendi hesabına değil ümmet-i Muhammed için de hac yapacak, o kutsal mekanları “Ümmet ümmet” iniltileriyle daha bir ısıtacak gönüllere ihtiyaç vardır. O mukaddes topraklar, “Allahümme feracen ve mehracen liümmeti Muhammedin” deyip ağlayacak, etrafındakilere de insanlık için gözyaşı dökme iştiyakı mayalayacak sinelere muhtaçtır. Hacca gidemeyenler de aynı mülahazalarla bu kutlu zaman dilimini bütün insanlık hesabına değerlendirmelidirler. (21.07)<br />
Soru: 2) Dünkü sohbette, Haccın bütün ümmet-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) adına değerlendirilmesi gerektiği üzerinde durulmuştu. Aynı husus, kurban ibadeti için de düşünülebilir mi? Bu zaviyeden, son zamanlarda Kurban Bayramı’nın tam bir seferberlik mevsimi olarak idrak edilmesi ve samimi gayretlerin ülke sınırlarını da aşarak muhtaç yerlere uzanması hakkındaki mülahazalarınızı lutfeder misiniz? (24.45)<br />
-Kurban, lügatlere göre “yaklaşmak” manasına gelmekte ve Allah yolunda malın, canın, her şeyin feda edilebileceğini, Allah’a teslimiyeti ve O’na karşı şükür hisleriyle dolu olmayı ifade etmektedir. Kurban kesmek, Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Kur’ân-ı Kerîm’in, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” (Kevser, 108/2) mealindeki ayetle, bildiğimiz kurbanı işaret ettiği hususunda İslâm ulemasının çoğunluğu aynı görüştedir. (25.17)<br />
-Allah’a yaklaşmak için bir yol olan kurban, özellikleri tesbit edilmiş bir hayvanı belli bir vakitte, ibâdet maksadıyla ve usûlüne uygun olarak kesmek demektir. Sadece kurban değil, bütün ibadetler, fıkhî deyimiyle, taabbudî alana girer ve vahye göre şekillenmiştir. Evet, ibadetler “taabbudî”dir; yani, onları Allah emrettiği için, O’nun istediği zamanda, O’nun gösterdiği şekilde ve O’nun rızasını kazanmak niyetiyle yaparsak ya da sırf Allah yasakladığı için bazı şeylerden sakınırsak, işte o zaman yaptıklarımız ibadet hükmüne geçer. (32.30)<br />
-Adanmış ruhlar, kurbanı, Allah’a yaklaşmaya vesile olarak değerlendirdikleri gibi gönüllerin birbirine yakınlaşmasına da vesile kılıyorlar. (36.20)<br />
Soru: 3) Bir makalenizde, Kurban Bayramı’nın hep bir kahramanlık, bir fedâkarlık, bir hasbîlik ve bir teslimiyet sembolü olageldiği vurgulanıyor. Kurban’ın bir “teslimiyet sembolü” olmasını nasıl anlamalıyız? (42.05)<br />
-Kurban’ın nasıl bir teslimiyet sembolü olduğunun anlaşılması için evvela meseleye İbrahim Aleyhisselam gibi şefkatli bir babanın kalbi zaviyesinden yaklaşmak lazımdır. (42.55)<br />
-Kurban’daki teslimiyet ruhunu idrak edebilmek için ilk kurbanlık Hazreti İsmail Aleyhisselam’ın kimliğini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. (43.24)<br />
-Üzerine vacip olmadığı halde bazen borç para ile kurban kesen mü’minlerin hali de Hazreti İbrahim’in bütün hayatını kuşatan fedakarlık ve teslimiyetin bir izdüşümüdür. (44.40)<br />
Soru: 4) Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kendi kurbanının yanı sıra ümmetinin fakirleri için de kurban kestiği naklediliyor. Geniş imkanlara sahip mü’minlerin Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) için de kurban kesmeleri bir vefa borcu olarak kabul edilebilir mi? (45.48)<br />
-Peygamber Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) böyle bir emri yoktur; fakat, Allah Rasûlü’ne karşı bir vefa ve sadakat nişanesi olarak O’nun için kurban kesmek yasak da değildir; aksine, samimi bir niyetle büyük sevap vesilesi sayılabilir. (46.08)<br />
-Bir gün elinize fırsat geçerse, bize Cennet kıymetinde armağanlar bağışlayan Peygamber Efendimiz’e ve Ashâb-ı Kirâm’a karşı lâkayt davranmayın ve alâkasız kalmayın; elinizden geldiğince siz de onlara hediyeler gönderin. Bunu yaparken de meseleyi selef-i salihînin ihtiyacına değil, kendi vefa ve sadakatinizin gereğine bağlayın. (47.47)<br />
-Ara sıra tazimle adlarını anmak Ehl-i Beyt sevgisi için yeterli midir? (49.30)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=89</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinin Özündeki Kolaylık ve Zor Şartlarda Namaz</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=86</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=86#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 17:44:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Dini yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[Dinin Özündeki Kolaylık]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[Hesaplı namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Yapılması gereken vazifeler]]></category>
		<category><![CDATA[Zor Şartlarda Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[Dinin Özündeki Kolaylık ve Zor Şartlarda Namaz Soru: 1) Dinimiz yüsr (kolaylık) felsefesi üzerine vaz’ edildiği halde, bir kısım ibadetler ve sorumluluklar insanlara zor ve ağır gelebilmektedir. Bazı mükellefiyetlerdeki bu zorluk, dinin özündeki kolaylık prensibi ile nasıl telif edilebilir?   &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=86">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dinin Özündeki Kolaylık ve Zor Şartlarda Namaz</p>
<p>Soru: 1) Dinimiz yüsr (kolaylık) felsefesi üzerine vaz’ edildiği halde, bir kısım ibadetler ve sorumluluklar insanlara zor ve ağır gelebilmektedir. Bazı mükellefiyetlerdeki bu zorluk, dinin özündeki kolaylık prensibi ile nasıl telif edilebilir?<br />
<span id="more-86"></span> <br />
-Dinde asla zorluk yoktur; İslam “yüsr” (kolaylık) üzere vaz’ edilmiştir. Fıtratları ve karakterleri gözetmeden, onu şiddetlendiren ve ağırlaştıran, dinin ruhuna zıt bir iş yapmış olur. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, “Bu din kolaydır. Hiç kimse kaldıramayacağı mükellefiyetlerin altına girerek onu zorlaştırmasın; (insan ne yaparsa yapsın yine de mutlaka bir kısım eksik ve kusurları vardır ve) galibiyet dinde kalır.” mealindeki hadis-i şerifiyle bu hakikate dikkat çekmiştir. (01.05)<br />
-Hazreti Ali ve Osman bin Maz’un gibi bazı sahabe efendilerimiz, dünyevî duygulardan bütünüyle sıyrılmak, mâsivâyı zihinlerinden tamamen atmak, kalblerini sadece Sultan’a ait bir saray haline getirmek, kendilerini iyice ibadete vermek ve vakitlerinin hepsini Allah’a kullukta geçirebilmek gayesiyle hadımlaşmak isteyince, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz “Allah’ı en iyi bileniniz ve O’ndan en çok korkanınız benim. Bununla beraber, ben ibadet ediyorum ama hanımlarımın hakkını da gözetiyorum. Gece ibadetimi yapıyorum fakat istirahat de ediyorum. Bazı günler oruç tutuyor, diğer günleri ise oruçsuz geçiriyorum. Bu, benim yolumdur. Kim benim yolumdan yüz çevirirse, o benden değildir” demiş ve getirdiği dinde ruhbanlık olmadığını beyan buyurmuştur. (02.08)<br />
-Peygamber Efendimiz’in (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) getirdiği din, bir hanifiye-i semhâdır; yani, herkesin rahatlıkla yaşayıp, kolayca tatbik edebileceği bir sistemdir ve objektif prensipleriyle tam bir denge unsurudur. İslâm, sadece belli bir grup için değildir; onun mesajı herkesedir. İslâm’da “teklif-i mâlâyütak”, yani insanlara güç yetiremeyeceği sorumlulukları yükleme söz konusu değildir; o herkesin biraz gayret ederek altından kalkabileceği emirlerle gelmiş olan ve ruhunda müsamaha bulunan bir nizamdır. “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!” hadis-i şerifi gereğince, her zaman dinin özündeki bu kolaylık nazara verilmelidir. (05.36)<br />
-Kulluğa ait mükelefiyetler, okula giden bir öğrencinin yapması gereken vazifelere de benzetilebilir. Nasıl, eğitim çemberinden geçme ve belli bir kıvama erme o talebede bir liyakat metamorfozu meydana getiriyorsa, bir kul da ibadetler sayesinde o metamorfozu yaşamalıdır ki ahirete bir farklılık içinde gitsin ve ötelerin leziz meyvelerine erişsin. (07.15)<br />
-Dinin emirleri arasında nice zor görülen mükellefiyetler vardır ki, aslında onların her biri ebedî saadetin birer vesilesidir. Meselâ, insanı nefisle mücadeleye alıştıran, kalbî ve ruhî hayata yükselten, onu uhrevîleştiren ve ahirete ehil hale getiren ibadetler çok küçük bir meşakkat taşısalar bile aynı zamanda insana çok büyük mükafat kazandırırlar. Dolayısıyla, insanların dünyevî ve uhrevî saadeti için vaz’ edilen bu mükellefiyetler birer külfet olarak görülemez. Bunlara dense dense “izafî külfetler” denir. (09.40)<br />
-Bazı yerlerde ve bir kısım şartlar altında dini yaşamak çok zor olabilir; fakat, o asla “yaşanamaz” değildir. Hakiki mü’minler, her türlü şartlar altında dinlerini yaşamanın bir yolunu mutlaka bulurlar. (12.33)<br />
-Var mısınız ibadetleri değişmeye?!. Siz o zor şartlarda kıldığınız namazları bana verin, ben de beş vaktin yanına kırk da ilave yaptığım namazlarımı size vereyim!.. (17.17)<br />
-Siz hiç abdest hesabı yaptınız mı? “Hesaplı namaz” nasıldır bilir misiniz? (18.40)<br />
Soru: 2) Bir hadis-i şerifte, ağır şartlar altında dahi zahmetine katlanıp eksiksiz abdest almak, mescidle ev arasında gidip gelip çok yol yürümek ve bir namazdan sonra diğer bir namazı beklemeye koyulmak günahlardan temizlenmeye ve derece derece yükselmeye vesile olarak zikrediliyor. Bu hususları da -az önce zikrettiğiniz- “hesaplı namaz” çerçevesinde değerlendirebilir miyiz?<br />
-Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hadis-i şerifte abdest almayı “isbağ” kelimesiyle ifade etmiştir ki, bu kelime, abdestin gereklerini eksiksiz ve tastamam yerine getirmek, ağıza ve buruna dolu dolu su vermek, elleri ve ayakları iyice yıkamak demektir. Hadiste kullanılan diğer bir ifade de “ale’l-mekârih” sözüdür; bu da, bütün zorluklarına rağmen, soğuk-sıcak demeden suyun başına koşup tastamam abdest almak manasını ihtiva etmektedir. (22.27)<br />
-Şartlar ne olursa olsun abdest alma meselesi ve arz ettiğim bu nebevî söz bana hep Erzurum’un kışında, her yanı donmuş şadırvanın başında, buz tutmuş kurnalardan akan sopsoğuk suyla abdest alan insanları hatırlatır. O namaz yolcularının, insanın içine işleyen uhrevî halleri bugünkü gibi gözümün önüne gelir. Her tavır ve davranışlarından Cenâb-ı Hakk’a tam inanmışlık dökülen ve O’na ait gizli bir kısım fısıltılar duyulan bu samimi kulların iç çekişlerinin su çağıltılarına karışıp Allah’a yükselişi hatıralarımda hâlâ capcanlıdır. (22.53)<br />
-Veda tavafı ve Kabe’den ayrılışın hüznü… (25.00)<br />
-Dinin ve milletin başına gelmesi muhtemel tehlikelere karşı hudut boylarında nöbet beklemenin ve hasım güçlerin toplum yapısında açtığı gedikleri tıkamak için gayret göstermenin adı olan “ribât” kelimesi, zikredilen hadis-i şerifte hangi manaları ihtiva etmektedir? (27.15)<br />
-Çoğunlukla zor şartlar altında bulunan kimseler, ibadet ü taate imkan buldukları anlarda geçmişi telafi edercesine ve var güçleriyle kendilerini kulluğa vermelidirler. (29.00)<br />
-İbadet ü taatteki kusurlarımızı, yaptığımız hizmetlerle kapatamayız. Unutmamalıyız ki, hizmetlerimizin kıymeti de Allah’la münasebetlerimizdeki derinliğe vabestedir. (31.00)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=86</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ümit ve Endişe</title>
		<link>http://www.ufkunotesi.com/?p=83</link>
		<comments>http://www.ufkunotesi.com/?p=83#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 17:33:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>UfkunOtesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet ve ötesindeki]]></category>
		<category><![CDATA[Temizlenme ve Arınma]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit ve Endişe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufkunotesi.com/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Ümit ve Endişe Soru: Bazen “Allah’a sonsuz hamd ü senâ olsun ki, hâlâ bu dairenin içinde bulunduğumuza göre bütün bütün kaybetmiş sayılmayız?” diyor ve ümitleniyoruz. Bazen de, “Allah, bu dini fâcir bir adamın eliyle de te’yid eder!” hakikati ruhumuzu kuşatıyor &#8230; <a href="http://www.ufkunotesi.com/?p=83">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ümit ve Endişe</p>
<p>Soru: Bazen “Allah’a sonsuz hamd ü senâ olsun ki, hâlâ bu dairenin içinde bulunduğumuza göre bütün bütün kaybetmiş sayılmayız?” diyor ve ümitleniyoruz. Bazen de, “Allah, bu dini fâcir bir adamın eliyle de te’yid eder!” hakikati ruhumuzu kuşatıyor ve o fâcirlerden biri olabileceğimiz ihtimaliyle ürperiyoruz? Bu husustaki mülahazalarınızı lutfeder misiniz?<span id="more-83"></span></p>
<p>-Hâlis bir mü’min, yapılan hizmetlerden dolayı nefsine hiçbir pay çıkarmaz, muvaffakiyetleri kendisine mal etmez. Hem hizmet edenlerle beraber bulunmayı hem de bu yoldaki başarıları Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin bir çeşit tecellisi ve ilahî merhametin farklı bir dalga boyu olarak değerlendirir. “Onca günahıma ve şu perişan halime rağmen, beni bu kutlu insanların arasına dahil eden Rahmeti Sonsuz, demek ki dine hizmet sayesinde temizlenmem ve arınmam için bana fırsat veriyor!” der. Sonra da, “Şu anda adanmış ruhların arasındayım ama yarın akıbetim nice olur bilemiyorum; öyleyse, yaptıklarımla şımarmamalı, asıl eda etmem gerekli olan vazifelere daha gönülden sarılmalıyım.” düşüncesiyle sâlih amellere yapışır. (01.10)<br />
-Amelinize, durduğunuz yere, konumunuza, dünden bugüne müktesebâtınıza ve içinde bulunduğunuz şahs-ı manevînin kudsiyetine güvenme yerine, Cenâb-ı Allah’a teveccüh ederek O’nun himayesine girmeye çalışmalısınız. Hem dünün hem de bugünün Bel’am İbn Bâura’ları, Bersisa’ları önünüzde birer ibret tablosu olarak durmaktadır. Allah’ın dinini öğrenen, ilim ve irfan sahibi olan, duası mutlaka kabul gören ve İsm-i A’zam’ı da bilen Bel’am İbn Bâura küçük bir inhirafla açıldığı isyan deryasından bir daha dönememiş; o gün için mazhar olduğu nimetlere güvenip onları birer şımarıklık sebebi gibi algılayınca başaşağı yuvarlanıp gitmiştir. (04.22)<br />
-Peygamber hanesinde ve vahiy atmosferinde neş’et ettiği halde enaniyet, gurur, kin, nefret, her başarıyı nefsinden bilme ve kendini fâik görme gibi -şeytan mekanizmasının düğmeleri mesabesindeki- zaaflardan biriyle yuvarlanıp giden bir sürü insan olmuştur. Kâbil’den Kenan’a, Hazreti Nûh’un eşinden Hazreti Lût’un hanımına, Hazreti İbrahim’in babasından İnsanlığın İftihar Tablosu’nun amcalarına kadar pek çok kimse kendilerine bahşedilen kurbet iklimini rantabl değerlendiremediklerinden ebedî gurbete düşmüşlerdir. (05.07)<br />
-Hiç kimse nefsinden emin olmamalıdır. Ahirete inanan bir insan, iman hizmetinde en önlerde bulunsa da, nefsî ve şeytanî tuzaklara düşmemek için temkini hiç elden bırakmamalı, kendisinin dini teyid eden bir racul-ü fâcir olabileceğinden çok korkmalı; fakat, hâlâ bu salih dairede bulunuyor olmadan dolayı da Allah’a karşı hamd ü senâ hisleriyle dolmalı ve kendisine bahşedilen bu arınma fırsatını en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmalıdır. (13.10)<br />
-Hazreti Üstad, “Sen, ey riyakâr nefsim! ‘Dine hizmet ettim’ diye gururlanma. ‘Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir adamla da te’yid ve takviye eder.’ hadisi sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o racul-ü fâcir bilmelisin. Hizmetini ve ubudiyetini, geçen nimetlerin şükrü, vazife-i fıtrat, farize-i hilkat ve netice-i san’at bil, ucub ve riyadan kurtul.” demiştir. (14.35)<br />
-Dine hizmet dairesine sevk-i ilâhi ile dahil olduğumuzu gösteren bir misal&#8230; (16.00)<br />
-Hasan Basrî hazretleri misillü Hak dostları kendilerini hatanın en çirkinini yapmış ve günahın en büyüğünü işlemiş, böylece kalbî hayatını tamamen berbat etmiş ve ruh dünyasını bitirmiş biri gibi görmüş; dolayısıyla da sürekli istiğfara yapışmışlardır. Onları tanımayan, ruh enginliklerine vakıf olmayan ve onların muhâsebe ufkunun nerelere vardığını bilemeyen nâdanlar, bu yakarışları işitince, “Bu adam ne günahlar işlemiş ki böyle; ben o günahlara girmediğime göre bu sözleri söyleyemem!” diye düşünebilirler. Oysa, günümüzün insanı, hayatının muhasebesini doğru yapsa, kendi hakkındaki hükmünü yine kendisi verecek ve fâcir bir insan olarak gayyaya yuvarlanma endişesiyle iki büklüm olacaktır. (17.53)<br />
-Bütün hayr ü hasenât ahiretteki güzelliklere nâil olabilmek için âdi birer sebeptir, insanlara bakan yönüyle birer bahanedir. Zira, hiç kimse Cennet’e ameliyle gidemez; Cennet ve ötesindeki nimetler ancak Allah’ın rahmetiyle ve lütfuyla elde edilebilir. Ne var ki, sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz, kullarının en küçük iyiliklerini dahi değerlendirir; onları birer kurbet ve vuslat vesilesi olarak kabul eder. (23.17)<br />
-Bizler O’nun kapısında boynu tasmalı kapıkullarıyız; gayemiz de Kendisini bize tanıtmasının vefa borcunu eda etmektir. Sığındığımız kapı O’nun her zaman, herkese açık olan kapısıdır. Kapının önündekilere el uzatıp, onları içeri alacak ve gönülden-sırdan geçen bir uzun yolculuktan sonra her şeyi farklı görüp, farklı duyacağımız vuslat koyuna ulaştıracak da yine O’dur. (26.05)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufkunotesi.com/?feed=rss2&amp;p=83</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
